Savaş Uyar

İthal İkame Ekonomi

savasuyar@surmelihaber.com
Savaş Uyar
7 Şubat 2017 Salı 07:00

Konya’dan Çorum’a geçen bir dostumuz hatırımızı sual etmek, sıhhat ve afiyette miyiz diye görmek istemiş.

Görüştük, kucaklaştık. Birbirimizde dostluğun ve dostlarımızın kokusunu duymak istercesine kucaklaştık.

Dostlarımızı sual ettik. Kimine sevindik, kimine üzüldük ama hepsine dua ettik.

Laf lafı açtı, söz çalıştığı işyerine yaptığı işe geldi.

Satışını gerçekleştirdiği ürünlerden bahsettik. Tarım makinaları satışı gerçekleştiriyorlarmış.

İşletmecilik var serde. E biraz da vatan-millet diyenlerdeniz. Sual eyledik ‘motor’ ne durumda diye. Makinayı yapmak kolay motorunu yapabiliyorlar mıydı?

Yapmışlar şükür. Yapmışlar amma gel gör ki, TÜBİTAK burunlarından getirmiş.

Neymiş efenim, motor Lamborghini markasının motorunun aynısıymış.

Üst üste cezalar gelmeye başlamış. Her bir parçası için ayrı dönemde ayrı cezalar kesi vermişler.

Değiştire değiştire sonunda ceza yemeyecek bir motor çıkmış ortaya.

Oh deyip nefes almışlar ama bu sefer de maliyetliymiş. Doların 4 TL’ye dayandığı günlerde dahi yerli motor kullanılan makinanın fiyatı ithal edilen, Çin’den getirilen makinanın 1,5 katı. Daha aza satacaklar ama maliyet hesabı var bu işin. Haliyle seri üretime geçmek mümkün olmuyor. Üreteceksin kendi yaptığın motor ile çalışacak kendi makinanı ama piyasa, arz-talep der, piyasa fiyatı der, ucuz olan der. Der de der…

Çıkamazsın işin içinden. Yaparsın fabrikanı, kurarsın tezgahlarını ancak garanti olan tek şey iflastır.

Motor üretiyorsunuz.

‘Evroka’ diye koşuşturup, geliştirmek ve seri üretim için desteklemek yerine, engellerler.

Çin malları (Çin malı ile Çin’de imal edilmiş olanı karıştırmayalım.)ağırlıklı olmak üzere yabancı menşeli mallar pazarı işgal ederken, müteşebbise dokunmazlar. Ticaret yapılmalıdır, para kazanılmalıdır. Zira serbest piyasa ekonomisi hakimdir ve bu hakimiyetin temel kuralı “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”dir.

Yani dileyen dilediğini dilediği yerde dilediği zamanda yapabilir. Bir başka ifade ile dile dileyebildiğin kadar. Kanun yok, yasa yok, rekabete karşı koruma yok, yerli üretici ve yatırımcıyı koruma yok. Tüketici mi geçiniz. Gümrükten girerken alan alacağını alır zaten.

Evet ne diyorduk, ithal mallar.

Yurtdışından satın alınıp, ülkeye getirilen ve karşılığında milli sermayenizi başkaca ülkelere aktarmanızı gerektiren yabancı menşeli mallar.

Eğer üretmezseniz, başkasından alırsınız. Ekonominiz sanayiniz onlara bağımlı kalır.

Üretirseniz, iş olur. İstihdam olur. Katma değer olur. Entegre sistemler kurulur. Ekonomide çarpan etkisi yapar ve paranız da uluslar arası alanda kıymet kazanır. BU ülkede kazanılan para yine bu ülkenin kasasında kalır.

Bunun Çin’i, AB’si, ABD’si yok. Her nereden alıyorsak; yerli üretici ve sanainin korunması adına kotalar koymak, kalite standartları getirmek, gerekirse ülkeye girişine yasak koymak çok mu zordur.

Kotalar, yasaklar yetmez elbette. Destekler organize bir şekilde hedefine ulaşacak şekilde, gerçekten üretene verilmeli, devletin kurumları istatistikler çıkarmak, soyuttan çıkıp somuta ulaşamayan raporları hazırlamakla meşgul olmak yerine sahaya inerek, bilgiyi, teknolojiyi, insan kaynağını sanaiinin gelişmesine harcamalıdır.

Yok yapamıyorsan sorarım ben;

Hani yerli idik, hani milli idik?

 Hani milli sanayii geliştiriyorduk?

İthal ikame sanayi ve teknoloji ile yerlilik, millik olur mu?

Motor ithal, makine ithal, yedek parça ithal, elektronik sistemler ithal, bilgisayar teknolojileri ithal, yazılımlar ithal ve dahası ve dahası. 

Mazottan gübreye,  samandan ineğe, şekerden buğdaya ithale bağımlı olmak Türkiye gibi tarım ve hayvancılık potansiyeli yüksek bir ülkede e artık biraz da ayıp kaçıyor.

1920’lerde kendi uçağını, lokomotifini, 1960’larda kendi arabasını ve araba motorunu yapmış (4 araba, 10 motor) bir ülkenin artık kendi ayıbı ile yüzleşme zamanıdır.

Dolardaki artışın etkilerini biraz da bu açıdan okumak gerekli. 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Yukarı Çık