Savaş Uyar

Hastane Kapısı Kaç Para?

savasuyar@surmelihaber.com
Savaş Uyar
9 Ocak 2017 Pazartesi 07:00

Geçen hafta yazmış olduğum “Yozgat Şehir Hastanesi Sorunlarla Açılıyor” başlıklı yazıma pek çok yorum gelmesi beni sevindirdi açıkçası.

Olumlu ve olumsuz eleştiriler içeren bu yorumların yapılıyor olması, okuyan bir kitle ile karşı karşıya olduğumuzu göstermesi açısından da sevindiricidir.

Her türlü eleştiriye açık biriyimdir. Yorumların hiçbirinin de “argo ve küfür dahi içerse” silinmemesi, editör tarafından onaylanarak yazının altına eklenmesi, benim isteğimdir.

Okuyucu kitlemizi tanımak adına son derece elverişli sosyolojik veriler sunmaktadır bu tür yorumlar. Ayrıca yorum yapan kişilerin gerçek isimlerini kullanması durumunda da toplumun hangi kesimlerinin nelere dikkat ettiğini, önceliklerinin ne olduğunu görmek anlamak ve sonraki yazılarda nelere dikkat etmeniz gerektiğine de yardımcı olur.

Ama bir yorum var ki, özellikle beğendiğimi ifade etmeliyim.  Ayrıca eleştirirken şunu da göz ardı etmemek lazım. Siz o hastanenin kapısını alabilirmisiniz acaba?” (imla hatası bana ait değildir, yorumu önce ctrl+c sonra ctrl+v yaparak aslına uygun şekilde buraya koydum.) diye biten yorumdur.

Bir haftadır uykularım kaçıyor, rüyalarımda hastane kapıları görüyorum. Karabasanlar gibi kapılar kabusum olup üstüme üstüme geliyor. İşten güçten kaçar oldum, nerde kapı görsem “Bu kaça?” diye soruyorum. Bir kapı alacak param var mı diye merak etmekten kuduruyorum. Elde avuçta ne varsa sattım savdım ki bir kapı bile alamayacak duruma düşmeyim, kaça dediğimde şu fiyata cevabını aldığım anda yapıştırayım parayı alayım kapıyı.

Psikiyatra gittim durumu anlattım. “Sorunlarının üstüne üstüne gitmelisin, kaçarak çözemezsin” dedi. Neymiş nerde kapı görsem üstüne üstüne yürüyecekmişim. Nasıl olur diye düşünürken birden aklıma geliverdi. 4 yıl kadar önce aldığım Çarşambalarım ayakkabılıkta duruyordu. Üstelik az giyildiği için de gısgıcırdı ve topukları hala ses çıkarıyordu.

“Şimdi yedim seni hastane kapısı” deyip, çektim Çarşambaları ayağıma, attım sakomu omzuma bir de beyazından boyun bağı düştüm hastanenin yoluna. (Yozgat kar, kış, her yer buz nasıl gittin demeyin. Her şeyi sattık savdık dedikse arabamız duruyor elhamdülillah). Bekliyorum ki kapılar üstüme üstüme gelecek. Nerdeeee…

Çoktan almış haberi, daha gölgemi görür görmez açılıverdi iki yana “Buyur abi” der gibi.

“Hah” dedim “böyle ol canımı ye, saygılı çocuksun.”

Sonra girdim içeri. Müdürün odasına yol aldım, vardım kapısına. Zaten benim Çarşambaların topuk sesleri koridorda duyulunca çıkmış odasından. Dedim “Şu beni görünce iki yana açılan kapılar var ya, kaç kuruştur onlar, almak istiyorum, sat bana iki tane.”

Önce alay ediyorum zanneden müdür baktı ki ciddiyim, “Nerede kullanacaksınız?”

“Hastane kapısı alamazsın dediler ben de alıp arkadaşlara kapı yapıcam” dedim. (kapak yerine kapı diyerek yeni bir akım da başlatmış olabilirim).

“Aman abi kusura bakma ben seni tanıyamadım, hani sen şu geçen hafta hastanenin eksiklerinden bahseden yazıyı yazmıştın de mi?” dedi. (Çarşambalarım ve sakomun omuzda olmasından etkilendi sanırım.)”Evet o benim” dedim kasılarak. İltifatlar beklemeye başladım. Çay kahve ikramları ve belki de beleşe kapı alacaktım, umutlarımın arkası yoktu.

Derken sürprizi yaşadık. Bastı bir düğmeye geliverdi iki güvenlik görevlisi, tuttular kolumdan atıverdiler dışarıya. Ama kapıların hakkını yememek lazım, ben dışarı atılırken de iki yana açılıp selam verdiler. Arkamdan bağıran müdürün sesi hala kulaklarımda “Allah’ın delisi, hastane ulan burası hastane. Burda kapı mı satılır. Bir de köşe yazıyorsun, memleket kimlere kaldı Allahım” diyordu.
Çarşambalar çıkmış ayaktan, sako savrulmuş karların üstüne, ben yuvarlanmışım olmuşum bir kardan adam. Karizma çizilmiş. Kapıya yansıyan aksime bakınca ben bile üzüldüm acıdım halime. Hak verdim müdüre, yemiştim kafayı, akli melekelerimi yitirmiş, hastaneye kapı almaya gidecek kadar ileri gitmiştim. Gerçi bunda psikiyatrın da suçu yok değildi.

Velhasılı hastane kapısı alamadık, zaten hastanede kapı satılmazdı ki, kapı Tol Çarşı’da satılırdı. Hastane şifa yeridir. Teşhis ve tedavi yeridir. Niye kapı satsınlar ki, o zaman hastane mi olur. Hem ben napacaktım hastane kapısını, hastane kapısı hastaneye yakışırdı ve ben hastane kurmayacağıma göre kapı da elimde kalırdı. Gaza gelmiştim, bir yorumdan yola çıkarak kendimi rezil etmiştim. Ama çarşambalarım ve sakomla da hasret gidermiştim.

Her zaman yanımda olan kalemim ve not kağıtlarımı sakomun cebine koymayı da unutmamıştım. Bir yandan hastane kapısında beliren kardan adam silüetimi seyrederken diğer taraftan kağıdı kalemi çıkarıp içinde bulunduğum acınası durumun verdiği can havliyle başladım yazmaya:

“Yazılara yorum yapmak okuyucu olarak en doğal hakkınız. Okumakla zaman harcıyorsanız elbette ki yazıya dair eleştirilerinizi de altına iliştirivermek de gayet normal ve doğaldır.

Ancaaak… Yorumların yazıyla alakası olmak kaydıyla. Yazarın ufkunu açıcı, bilgisini arttırıcı, yeni açılardan bakmasını sağlayıcı olmak kaydıyla. İçerikle alakası olmayan yorumlar böyle zaman tüketici olabiliyor. Ben yorum üzerinden bir yazı çıkarabilirim ama içerikle hiçbir bağı bulunmayan, anlaşılmamış bir metine cevap verme arzusu ile çalakalem yazılmış yorumlar, yorum sahibini açık düşürmektedir.

Yazarınız (o ben oluyorum) sorunları yazarken çözüme dair de öneriler getirmektedir. Maksadı bağcıyı dövmek değildir, bağcı ile birlikte ‘daha güzeli nasıl inşa ederiz’in derdindedir. Benim yazılarımdaki bağ memlekettir bağcı memlekette taş üstüne taş koyanlar/koyma gayretinde olanlardır.

Bağ ve bağcısı benimki ile uyuşmayacakların daha dikkatli okumalarını rica ediyorum.  Zira okumadan, okuduğunu anlamadan yapılan yorumlar beni gaza getiriyor, aynen yukarıdaki gibi şifahaneden kapı aldırmaya kadar götürüp karizmamızı çizdiriyor.

Madem çizdik karizmayı ahanda ben de şunu derim; “Okuduğunu Anlama” diye bir eğitim var, hastane kapısı alacak param yok ama eğitimi verecek kurumda itibarım vardır. Üstelik de parasız verirler maksat memlekete katkı olsun ve “Okuduğunu Anlama Eğitimi” alacak paran var mı ki de demem.

Gördüğünüz gibi anlama kabiliyetim yüksek ve güzel de kapı (eskiden kapaktı demiştim yukarda, artık kapı) yapabiliyorum. Şimdi ben soruyorum: “Siz o hastanenin kapısını alabilirmisiniz acaba?” diyen yorumcu, bu yazıda bahse konu kapıyı alabildiniz mi?”

Ve bir kapı sesi, ardından “Günaydın babacım, kahvaltı hazır.”

“Ohhh” dedim, kocaman bir karabasanmış. Ne yazı, ne yorum, ne hastane, ne kapı hiçbiri gerçek değilmiş. Alem içinde alem, rüya içinde rüyaymış hepsi… Bir tek Çarşambam ve sakom bir de ben gerçekmişim…  


YORUMLAR
  • yorum2017-01-11 11:05:55Selim Arun

    Gazeteci/yazar topluma ışık tutar eleştirileriniz çok yerinde umarım yetkiler bu yazdıklarınızı dikkate alır. Selametle kalın.

Kurumsal

İçerik

Yozgat

Siyaset

Spor

Yukarı Çık