Bilal Yeşilkaya

Futbolumuza kurtuluş reçetesi şart

bilalyesilkaya@surmelihaber.com
Bilal Yeşilkaya
4 Ekim 2015 Pazar 15:46

Türk futbolu ile başlayan cümlelere çok aşinayızdır her zaman. Aramızda yaptığımız sohbetlerde, arkadaş ortamlarında kahvehanelerde…

Hepimizin bir çözüm reçetesi az buçuk var değil mi? Sokaktaki amca, simitçi çocuk, Iniesta'ya benzeyen manav... Herkes bir şeyler söyleyebilir, fakat bir problemi çözebilmek için öncelikle tanımlamak gerekir, daha sonra bu doğru tanımları ellerimizin içerisinde yoğurur yorumlar ve bir çözüm reçetesi hazırlamaya çalışırız.

Çeşitli tanımlamalar yerine, var olan bir tanım üzerinden gitmeye çalışacağım. Tanımlamayı yapan isim çok tanıdık, Frank Rijkaard! Diyor ki: Türk futbolunda herşeyden biraz var, Fakat hiçbir şeyden tam yok.

Bence basit bir şekilde durum önümüze serildi bile. Çoğu kişi tarafından ülkemizde tartışıldı, fakat ülkemizde çalışmış olması bile bizim için büyük bir şanstı. Başarılı olamadı ve gönderildi. Rijkaard vakası aynen bir otomobil yarışçısının İstanbul trafiğinde araba kullanamamasına benziyor. Bize 10 gömlek fazlaydı. Çünkü bu işin en üst noktasından, yani Barcelona’dan yolu Florya’ya düşmüştü. Ve her şeyden var olup, asla tam olmayan parçacıklar onun sisteminde başarılı olmasındaki en önemli engeldi.

Buraya, tahtaya "Kaybettiğinde değil vazgeçtiğinde yenilirsin" yazan, bilimsel olmayan, her senaryoda uygulanabilir farklı planlara sahip olmayan, fakat saha kenarında gömleği ile birlikte kan ter içinde kalan, bağıran, ilginç yüz hareketleriyle batılı ülkelerde anlam verilemeyen şeyler yapan ve mesajlarla başarılı olmaya çalışan, hatta hiç birşeyden tam olmayan futbol sisteminde bağırış çağırış ve ilginç hareketlerle başarılı olduğu sanılan antrenörler gerekiyordu.

Antrene olmak, oyun kurgusu, sistem, ekol, disiplin, saygı kavramları o zamanlar pek oturmuşa benzemiyordu. Aynısını Del Bosque gibi bir efsaneye yapmadık mı? Peki, ya Dünya Kupası sahibi Aragones? Peki şimdi ne yapıyoruz? Yönetilemiyoruz, yönetemiyoruz ve hala ekolümüz yok. Olmadığı gibi bir şeylerin çalışmakla değil, başka şeylerle geleceğini düşünüyoruz.

Örneği  rakibin bizden korktuğunu zannedip, sanal bir öz güvenle sahaya çıkmak gibi. Onlar ne mi yapıyorlar? Asla korkmuyorlar, çalışıyorlar, inanıyorlar, bir planları ve umutları var.(2016 Avrupa şampiyonası elemeleri İzlanda-Türkiye maçında olduğu gibi. Eğer maçın özetini ya da bandını ele geçirip tekrar izleme fırsatı bulursanız, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Bizde kaptanlık bantları, havalı formalar, saha kenarında ilginç hareketler yapan bir teknik adam ve bence kendini A+ futbolcu kategorisinde zannedip, aslında A kategorisinde oldukları bile tartışmalı olan milyon dolarlık futbolcular, onlarda ise bir oyun planı vardı.)

Durumu kurtarmak için devrime ihtiyacımız var.

Yarın için bugünden çalışmaya başlamalı, aslında teferruat sayılacak projelere verilen gücü asıl kalemlere vermeliyiz. Örneğin Türk Futbol Ekolü oluşturulması projesi gibi. Örneğin Tesisleşme projeleri gibi.

Şu anki durum sadece; antrenörlük bahane para şahane sözcükleri ile özetlenebilir.

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Yozgat

Siyaset

Spor

Yukarı Çık