Ana Sayfa Yozgat Bozkırda Altmışaltı'ya Büyük İlgi

Bozkırda Altmışaltı'ya Büyük İlgi

Geçtiğimiz günlerde raflarda yerini alan ‘Bozkırda Altmışaltı’ isimli ikinci kitabı ile başarısını daha da artıran Mustafa Çiftçi, ulusal basında da geniş bir yer buldu. Kitap ve edebiyat üzerine söz sahibi yorumcu ve eleştirmenlerin de ilgi gösterdiği Çiftçi, hem Yozgat’ın adını duyurmak, hem Yozgat insanını anlatmak, hem de Anadolu insanının binbir türlü haline yansıtmak adına bir başka başarıya da imza atıyor.

Giriş Tarihi: 6 Haziran 2014 Cuma 18:13
Bozkırda Altmışaltı'ya Büyük İlgi
Akşam Gazetesi’nden Adnan Özer’in konuğu olan Mustafa Çiftçi ile yaptığı röpörtajda Özer, Mustafa Çiftçi’den şu şekilde bahsediyor;

“Taşra romanlarının tekrar okunmaya başlandığı günlerde, şehirdekilere merhaba diyen bir kalemşorle birlikteyiz. Bozkırda Altmışaltı’nın yazarı Mustafa Çiftçi, Anadolu insanını her haliyle yansıtıyor”.

Radikal Kitap’tan Çağlayan Çevik ise Yozgatlı yazar Mustafa Çiftçi’nin yeni kitabı Bozkırda Altmışaltı için “Taşranın en yamanında, bozkırın ortasındayız” diyor ve ekliyor; Bozkırda Altmışaltı’nın cümle kahramanı Yozgat ve havarisinden tipler. Bu havari Yozgat merkezden Ankara’ya kadar uzanıyor. İç Anadolu coğrafyasına dair insanları aktaran öyküler bunlar.

Taşradan edebiyat çıkmıyor derler, Yozgat, Ankara’nın kıyısında İstanbul’un çok uzağında… Edebiyat’ın taşrası var mı?

Taşradan öyle umut kesilmiş ki sadece edebiyat değil, ellerinden gelse taşradan işe yarar hiçbir şey çıkmaz diyecek kadar kibirli bir merkez var. Buradan yazdıkların ancak İstanbul’daki dergilerde çıkarsa burası seni ciddiye alır. Ne kadar acı değil mi? Yazdığın hikâye okunmak için İstanbul’u dolaşıp gelmeye muhtaç.

Taşra meselesini açalım, hikâyelerden birinde cami önünde koku satan birini anlatıyorsunuz. Edebiyatımız bu kadar kıyıya eğilmiyor sanki… Anlatılan hikâyelerin de taşrası var mı sizce?

Kıyıda olanı görmek istemek lazım. Yoksa gözünüz o kadar çok şeyle meşgul ediliyor ki. Edebiyat da hayatımızdaki bu çokluktan etkileniyor, nasibini alıyor bu körlükten. Sadece konu olarak değil. Yazarı fark etmemek gibi marazları da var merkezin. Ama bu konuda konuşursanız o zaman merkez sizi çekememezlikle suçluyor ya da söylediklerinizi mürekkebe batırılmış dedikodu olarak görüyor. Ama bu böyle…

İnsan insanın kurdudur derler, bu kadar didişme varken insanlar bir yolunu bulup ayakta kalabiliyor mu yoksa edebiyat bize bir hayali mi anlatıyor?

İnsanın bir yolunu bulup ayakta kalması hakikaten müthiş bir şey. Öyle mağduriyet halleri gördüm ki o insanlar nefes alamaz zannediyorsun ama seninle, benimle derece farkıyla da olsa aynı şeyleri yaşıyorlar.

Edebiyat ayakta kalmaya yardımcı olur mu? İşte ayakta kalma mekanizması öyle becerikli ki nereden nasıl yapar da ayakta tutar insanı meçhul. Ama kendi tecrübemden söylersem, edebiyat hiç ummadığım anda hiç ummadığım konuda bana yardımcı olmuştur ve olur. Ve herhalde edebiyatı heyecanlı kılanda bu halidir. Yani nerede ne zaman size bir yardımı olur kestirememek ayrı bir güçtür edebiyat için.

Öyküleri okurken Kemal Tahir’in mirası olan bir hava hissettik. “Bugünün Kemal Tahir’i” diyecekler belki de size, ama taklit değil asla. Bu beslenmeyi açıklar mısınız?

Yaşadığım coğrafyanın insanını anlatan ve hemşerim Abbas Sayar olmak üzere birçok insanı okudum. Dikkatlerim, notlarım, değinilerim oldu. Mesela Kemal Tahir’de çokça geçen Çankırı, Çorum, coğrafya olarak, iklim olarak hepsinden önemlisi zihin yapısı olarak benim için oldukça tanıdıktır. Ama tanıdık coğrafyamızı Kemal Tahir’den dinlerken içimden incecik bir itiraz geçiyordu. Bu itirazımı Fethi Naci de okuyunca “hah işte bu” demişimdir.

ANADOLU

İNSANININ

"ESSAH" SESİ

Kemal Tahir’in romanlarında kimse kimseyi sevmiyor gibidir. Kemal Tahir’in diyaloglarındaki dil, tuzaklı, hileli, akıllı değil ama kurnaz bir dildir. Bu dil capcanlı akar gider sayfalar boyu. Beni alıp götüren de bu canlılık ve diyalogların hiç düşmeyen tansiyonudur. Hapishanede yaşayan taşralının hayatta kalma mücadelesi gibi gerçek, tabiri caizse “essah” bir diyalogdur. Ama ben yazma serüvenimde bu diyaloglara türkülü, mizahlı, ağıtlı karakterler eklemek istedim hep.

Hürriyet/Radikal’den Çağlayan Çevik ise Yozgatlı yazarımız Mustafa Çiftçi’nin yeni kitabı Bozkırda Altmışaltı için “Taşranın en yamanında, bozkırın ortasındayız” diyor ve ekliyor; Bozkırda Altmışaltı’nın cümle kahramanı Yozgat ve havarisinden tipler. Bu havari Yozgat merkezden Ankara’ya kadar uzanıyor. İç Anadolu coğrafyasına dair insanları aktaran öyküler bunlar.

Tüm bu saydığımız unsurları bir araya getirdiğimiz zaman Mustafa Çiftci’nin öykü kitabındaki temel dünya, olaylar dinamiği ortaya çıkıyor aslında...

Zira, Çiftci’nin kitabında anlattığı yalın ‘taşra’ dünyası ve bu dünyanın insanları ne öyle ‘girift’ bir meselenin peşine düşüyorlar, ne çok kalabalık bir oyunun parçasılar, ne de elleri çok kuvvetli (bu yüzden oyunu kapatamıyorlar)...

Arada altmışaltıya bağlamayı deneyenler çıksa da argodaki manasıyla ‘hile’yi beceremediklerinden olsa gerek, sadece durumu kurtarmış görünüyorlar, bir süre sonra makûs kaderleri galip geldiği için, ellerinde avuçlarında olan ne varsa kaybetmelerine sebep oluyor. Hasbel kader kazanan varsa da alacağı en fazla 1 (yazıyla bir) puana razı olarak hayatını sürdürüyor. Bozkırda Altmışaltı’nın cümle kahramanı Yozgat ve havarisinden tipler. Bu havari Yozgat merkezden Ankara’ya kadar uzanıyor. Arada İngiltere’ye sıçrayan bir öykü var olsa da, bütününde İç Anadolu coğrafyasına dair insanları aktaran metinler... Yani taşranın en yamanında, bozkırın ortasındayız...

Kahramanlar, o alıştığımız ‘hayatla derdi olan’ taşralı figürlerden çok, yaşam gailesi içinde, ‘hayatta kalma derdi’ne düşmüş figürler. Babalarının mesleğini devam ettiren, ana-babasının aldığı karara göre Yozgat’ın komşu köy veya kasabasından bir kızla evlenen, ben başaramadım bari benim ‘oğlanlar’ başarsın diyen adamlar bunlar. Ana kahramanların birçoğu erkek ve tuhaf biçimde hepsinin makûs kaderi babadan kalma dükkânın başına geçmek. Bakış açısını değiştirecek olursak, hepsinin makûs kaderi aslında babalarından kalan hayatı devam ettirmek...

Neredeyse hepsi esnaf. Hem de küçük esnaf. Ama en küçüğünden. Çakı, çakmak, ayna, tarak, makara, yumak, mekik, kekik, iplik, lastik, ayna, cımbız, kınaya kadar her şeyin satıldığı dükkândan tutun bidonda sülük satan sülükçüye kadar küçüğün de küçüğü esnaflar...

Arada birilerinin ‘yırtma’ arzusu görünür gibi olsa da, elleri kötü geldiğinden oturuveriyorlar yerlerine...

Kaderin sillesini yiyen kahramanlar bir de gerçek anlamda babadan veya bir başkasından yiyorlar öykülerde...

İlk öykü “Handan Yeşili”nden itibaren kahramanların aşk durumlarının talihsizliği ise öykülerin çoğuna sinmiş ‘arabesk’ duygusallığı oluşturan temel unsur olmuş... Ya âşık olunan kadın evli çıkmış, ya sevdiği kadına kavuşamamış, ya görücü usulüyle vardığı kadın pek sevilecek gibi çıkmamış, ya çok sevdiği kadın hayata erken veda etmiş, ya da kahramanın sevdiğini sandığı şey söz konusu kadın değil, o kadının temsil ettiği dönem olmuş...

“Handan Yeşili” adlı ilk öyküde karşımıza çıkan olay, karakter, dil, renkli karakterler, yerel unsurların kullanıldığı anlatım ve benzeri unsurlar o kadar başarılı bir biçimde bir araya gelmiş olsa da, sonraki öykülerde bu unsurlar biraz dalgalanarak seyrediyor. Az evvel sözünü ettiğim, ‘hayatta kalma derdi’ içindeki insanların neredeyse hepsinin küçüğün küçüğü birer esnaf olması, üç kuruşla evi geçindir(em)iyor olması, gerçekten taşraya has bir aşkî ‘trajedi’ yaşıyor olmaları, makûs kaderlerini alt etmek amacıyla bir şekilde yırtmaya çalışmaları, yani bulundukları masada dönen oyunu bir an evvel altmışaltıya bağlama çalışmaları zaman zaman ‘aynılık’ durumu yaratıyor ne yazık ki bazı öykülerde.

Kahramanın bir memur çocuğu olduğu, İngiltere’de master yapan ve aslında farklı bir konuyu ele alan “Elif, Tina, Tolga” adlı öyküyü bunun dışında tutsak da, orada karşımıza çıkan talihsiz aşk meselesi de, diğer öykülerle aynı düzleme oturuyor... Ancak tüm bunlara baktığımız zaman, Bozkırda Altmışaltı, neredeyse aynı hayatı yaşayan kahramanları ile sempatik gibi görünen ‘taşra’nın öldürücü cenderesini, boğucu talihsizlikleri, kendine dağıtılan kartlara razı olan taşra insanını özgün bir biçimde aktarıyor.”
YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Bu Kategorideki Diğer Haberler
Kurumsal

İçerik

Yozgat

Siyaset

Spor

Yukarı Çık